ÖĞRETMEN ama bu torpaqlarda MÜELLİMELİKDİR vazifem...






15 Aralık 2010 Çarşamba

EFKAR ÜZERİNE...


Yazılacak şey değil belki de efkar. Kim anlatabilir ki efkarını. Efkarı hasıl eden kaynağı. Öyle bir rüzgar gibi serpilir yüzümüze ve bir iz bırakır ansızın. Biz de onu anlama ve anlamlandırma çabası içinde debelenir dururuz.
Bazen kayboluruz o efkar içinde bazen de Hakimmiş gibi her şeye görmeyiz onu başımızdan savarız...
Efkar kabz olup düşer bahtımıza. Bize düşen rahmet damlalarına el açıp,gönül açıp, bir adım yaklaşıp merhametiyle yıkanmaktır... Deryayı gösteren Sultana çölden seslenmek boş yere efkarlanmak değil dertlenmek!Çölün farkına varıp da deryaya bir adım yaklaşmaktır efkarı dindirmek.
Simurg u hudud gösteren Hüdhüdler var etrafta... Ama sen Bülbül edasıyla aynı şeyleri anlatmaktasın. Güle vurgunum der ama hakiki cemalin yansımasına kanarsın... Ne zamana kadar hala kendini aldatacaksın?Ve daha kaç zaman efkarını gaflet uykunla bastıracaksın? BASTa çıkma bastırarak olmaz ki?
Aradıkların aslında çoktandır bulduklarında gizliyken sen hala doyumsuz nefsinin peşinde mecnun olup durursun. İşte bu bulamamışsın hissiyle seni dehlizlerin en derininde bırakır ve bulduklarından uzaklaştırır...
Sen bülbülsün doğru hala Hüdhüd'ün haykırışlarını anlamadın. Kendi dar pencerenden hayatı bu sandın. Yalnız gülden ibaret sandın! Aç gözlerini uyandır basiretini...
Şimdilerde düştükleri kuyulardan kaçırdıklarına ağlayanların iniltileri gelmekte...
şimdilerde bataklıklarda kaybolup da kaybının hala farkında olmayan körler görünmekte...
Şimdilerde nefsinin sesinden gayrısını duymayan sağırlar hissedilmekte...
Şimdilerde geçen zamanla kendini de zaman kaybına uğratan bir nesil yetişmekte ve sözde yetişen nesil bir aşınma içinde...
Peki sen hala EFKARINA ne masiva anlamları yükleme çabasındasın?
Niye bulduklarınla nefsini inandırmaya çalışmaktasın?
Sana efkarı veren ZAT bast a O'na olan aşkınla ermeni, vuslata O'nunla bilmeni istiyor.

Bülbül aldandı da gül de kaldı. Hayatı Gül e hasret, Gül'e gurbet kaldı. Varlığını ah'ından, gülün cemalinden ibaret sandı... Ufku Gül kadardı...
Uyan artık ne olur uyan!!O'nun hasretiyle uyan!EFKAR ını gör de O'na dayan Rabbine dayan!...

9 Aralık 2010 Perşembe

AFRİKA...



Sen gönlümde hiç tükenmeyen bir sevdasın
Sen benim ilk hülyamsın
Tüm çıkan yollara rağmen
Sen geçmek istediğim sarp geçitsin

Kara talihin teninden mi?
Yoksa toprağını kirletenlerden mi?
Kokun miskü amberdi bu körpe yüreğe
Hayalin cennet nüma bir mekan

Sen benim çocukluğumdan gençliğime
Sen benim kendimden geçmişliğime
Sen benim tüm evrelerimde
Değişmeyen tek vuslatımsın...

Hayal değil biliyorum bir gün olacak buluşma
Biliyorum geleceğim bir gün toprağına...

Bu hülyaların tohumunu ekenlerin yaptıklarının devamı için
Bekası için..

Bekliyorum bekleyeceğim...

8 Aralık 2010 Çarşamba

ROLLER...


Hayatta bazi kelimeler vardir içi doldurulmadan bir anlamı olmayan. İçinin doldurulması gereken doldurulmadan bir mana ifade etmeyen etmediği gibi boşlukta menfi tesir eden... Hayatımızın birer mihenk taşıdır onlar... Onlarla büyürüz onları modelleyerek kişiliğimizi benliğimizi oturturuz. Ya da onlar yüzünden hiçbir şey oluruz. Bir hiç oluruz. Bir Oblomov bir Raif Bey oluruz. –mış gibi yaşayan birer oyuncu oluruz. Rolünü benimseyememiş hayatla barışamamış birer figürandan öteye gitmez yaptıklarımız....
Annelik,babalık,kardeşlik,ABLALIK,AĞABEYLİK... Bu kelimeler hayattır, yaşamdır. Tükenmeyen bitmeyen birer döngüdür. Ama bu yaşamları bitiren nefrete dönüştüren dünya sahnesinde oynamayı beceremeyen figüranlardır...
Şimdilerde kabza iten beni bu figüranlar oldu. Oyunumu çok iyi oynamamdan çok iyi bir oyuncu olmamdan mı kaynaklanıyor bu his hayır..! Belki ben de oynayamıyorum belki ben de beceremiyorum. Ama Kader-i İlahinin bir tecellisi olarak çıktığım sahnemde rolümü sahiplendim. Kabullendim. Diğer oyuncuları sevdim. Ve bu sahnede bana verilen rolü hayatım bildim... (inşallah)
Ne yapmalı bu rolünü benimseyememişlere ne yapmalı... En azından çırpınan insanlara engel olmamaları temsil ettikleri hareket için onun temsili için rollerini benimseyebilmeleri için ne yapmalı...
Bane ne?diyemem ki... Onlar benim sahne yoldaşlarım. Onlarsız bu yaşam solar ki...
Onlara nasıl anlatmalı. Verilen NİTELİKLERİMİZin içini dolmamız gerektiği, doldurmazsak nelere mal olabileceğimizi nasıl anlatmalı... Ne yapmalı,nasıl içinden çıkmalı...
Birşeyler yapmazsam ben de bir figüran olurum bu hayat sahnesinde. İçi boşaltılmış bir öğretmen olurum. Ben de bana ne dersem vesile olanlardan değil sebep olanlardan olacağım...

Figüranlardan yoruldum...
Kendini kandırmışlardan yoruldum...
Kendi karanlığı yetmezmiş gibi etrafını karartanlardan yoruldum...

Ve korktum Rabbim çoook korktum.Karanlığı gördüm de korktum... Bilmiyorum bu defa karanlığı benliğimde mi hissetmemden bu korkum. Defalarca girdiğim karanlık değil bu.Belki de figüranım da farkatmemden mi bu kabzım...

Rabbim bir figüranmışsam şimdiye kadar, SEN affeyle SEN rahmetinle kapında hakiki KUL kıtmir eyle...
Rabbim yolumu şaşırıp da farkında değilmişsem SEN bir an önce hidayet yolunda eyle...
Rabbbim samimi değilsem ne olur Samimi, basiretli, sadık, ihlaslı kullarından rolüne sahip çıkanlardan eyle...
Facirlerden isem bu yolda ne olur Ya RAB müttakilerden eyle...
Ve Rabbim eleğin tüm şiddetine rağmen bu kalburda kalabilmeyi direnebilmeyi nasip eyle...

4 Aralık 2010 Cumartesi

Haydi BİSMİLLAH

Rabbim iradesizliğimi külli iradene dilekçe ettim... Sen TERBİYE edicisin ne olur şu kıtmiri de terbiye et....

2 Aralık 2010 Perşembe

GEMİLERİ YAKMAK!


Dönüşü olduktan sonra hangi gidişler kutsaldır ki?!
Dönüşü olmayan bir yola çıkmak cesaret ister.
Kahraman odur ki geldiği yoladaki izleri siler
Gemileri yakmak değil mesele.
Gemileri tahayyül bile etmeden o yola çıkmak.
Bekleyenleri unutmak
Karşılayanlara vurulmak

Hangi gidişe kutsal deriz ki
Dönüş vaktini vuslat bildikten sonra
Hangi sıla bize vuslat ki mukaddes diyelim ona!
Hangi gurbet kurbeti yakalattı ki bize
Zahirde gurbet olup,batında nefis doyurduktan sonra

Kutsi odur ki muhacir olduğu toprakta Ensarlaşsın!
Cahit odur ki, himmetini ömrüyle versin!
........
Verdim Ya Rab. Himmetimi verdim!
Ama hala bıraktıklarımın özlemi büküyor yüreğimi,sinemi...

30 Kasım 2010 Salı

KOBRALARLA KOL KOLA...


Günler aylar belki yıllardır kobralarla, bataklıklarda bata çıka, çöllerde kaktüslerle hemden oldun da CAN!
Şimdi Gülistandaki gülün dikeni mi batar oldu sana!

29 Kasım 2010 Pazartesi

YANDIM EL AMAN....


Daha yolun başında heybemiz sırtımızda yanmaya niyetlenmişken daha güneşein kavurmasıyla ahımız duyulur oldu. Ahımız heyhula mız şimdiden göğü çatlatır sinemizi karartır oldu. Biz şimdi büyüdük ya kendimizi ilerlemiş gördük. Halbuki yolun başında heybemiz sırtımızda güneşin alnında kavrulur dururuz. Pergelin bir ayağı sabit kalıp diğeri merkezde döner ya biz iki ayağımızı sabitlemiş kalmışız. Ne HAK'tan aldığımızla hududa varabiliyoruz ne de merkez kaynağımızın etrafında mekik dokuyabiliyoruz.

Şimdi biz hani-sözde- hicrete çıkdık ya, biz hani şimdi yanıbaşımızdaki hakiki kıtmirlerleyiz ya, biz hani gecesi gündüzü olmayan hasbilerleyiz ya ne zannettin onların seni sırtında taşıyıp haslaştıracaklarını mı? Yoksa feyzlerinden nemalanmayı mı? Neydi senin düşüncen günahları işleyip O'na dair kurbiyetini ilerletmeden nasıl bu yolda mesafe alabilmeyi,yanmadan bu yolda yürüyebilmeyi düşündün?

Elenmek her adımda çok kolay yanmaktan vazgeçmek her adımında seni bekliyor. Her adımın sana dönebilirsin diyor. Bu yangına katlanmak zorunda olmadığını bu gözyaşlarının gereksiz olduğunu söylüyor. Her adımında yanan ocakları görüyorsun kavrulan kül olan kıtmirlere şahit oluyorsun. Suretinden aydınlık saçan siretiyle kavrulan gençler, cahitler görüyorsun!Sinesi çatlasa da etrafına ışık saçan küheylanlara şahit oluyorsun!

Peki sen kendini nerde buluyorsun?
Daha yolun en başında...
Gitmek mi kalmak mı kurbiyet mi gurbet mi? Sureten onlarla ama sireten çooooook uzaklarda olanlardan mı? Bedenen, cismen manen,ruhen, aklen,kalben yani tüm uzuvlarıyla ve melekelerinle onlarla mı olmak mı istersin? Her iki seçiminde de onlarla olabilirsin. Dönmemeye ahdettin. O gemileri çoktan yaktın. Ama gemileri yakmış olman FELAHA erdiğini ispetı değil ki! Burda olman gurbatta olman bir müjde değil ki!

Ey kıtmirliğe namzet, ey sadakatin, marifetin, ihlasın, kurbiyetin, cahitliğin, hasbiliğin, nasuhiliğin ve samimiyetin yolcusu. İman kaynağın, ihlas kanatların, aşınmayan abdlik de ayaklarına fer dizlerine derman gönlüne genişlik olsun!Sen kıtmirsin heybende sabır ve sebat azığın olsun. Yevbe ve inabe ile at adımlarını. Muhlisliğinle söndür yanan ocakları. Vedudluğunla aç sineni tüm muhtaçlara, Latif ol herkese karşı, kimse yanıltmasın, hele nefsin seni bu yolda aldatmasın!

Nefsinin yangınlarda çıkan sesine inat sen yanan ocaklara koşup kendini yakasın! Onun tüm acılarından sen zevk duyasın. Seni yolundan alacak tüm sesleri duymamak şiarın olsun. Sen onlarla ama onlarsız yürü bu kulluk yolunda. Bu sadakat imtihanında...

Sen ey KITMİR namzeti aksiyon adamı olasın!Sen ışığı hiç sönmeyen bir kandil olasın. Sen sonunda kül olup da Rabbine ulaşan bir abdal olasın.

Sen bu yoldaki insanlardan bir insan olasın!...

Daha seni bekleyen Bembeyaz bir kıta AFRİKA var unutmayasın. Daha yolun başında bu yangınlardan suretini yakma da ne! SEn sinesi yanık sureti gül açanlardan olasın! Heybendeki azığı tüketme, nerde kül olacağın belli değil. Vuslat ne vakit belli değil.

KITMİR namzetim RABBİM YOLUNDAKİ HASBİLERDEN EYLESİN...OCAK TUTUŞTURAN DEĞİL SÖNDÜRENLERDEN EYLESİN...

AMİN...