Öğretmen vatanımda adım.. Bu torpaqlarda ise müellimelikdir vasfım..
ÖĞRETMEN ama bu torpaqlarda MÜELLİMELİKDİR vazifem...
4 Aralık 2010 Cumartesi
Haydi BİSMİLLAH
Rabbim iradesizliğimi külli iradene dilekçe ettim... Sen TERBİYE edicisin ne olur şu kıtmiri de terbiye et....
2 Aralık 2010 Perşembe
GEMİLERİ YAKMAK!

Dönüşü olduktan sonra hangi gidişler kutsaldır ki?!
Dönüşü olmayan bir yola çıkmak cesaret ister.
Kahraman odur ki geldiği yoladaki izleri siler
Gemileri yakmak değil mesele.
Gemileri tahayyül bile etmeden o yola çıkmak.
Bekleyenleri unutmak
Karşılayanlara vurulmak
Hangi gidişe kutsal deriz ki
Dönüş vaktini vuslat bildikten sonra
Hangi sıla bize vuslat ki mukaddes diyelim ona!
Hangi gurbet kurbeti yakalattı ki bize
Zahirde gurbet olup,batında nefis doyurduktan sonra
Kutsi odur ki muhacir olduğu toprakta Ensarlaşsın!
Cahit odur ki, himmetini ömrüyle versin!
........
Verdim Ya Rab. Himmetimi verdim!
Ama hala bıraktıklarımın özlemi büküyor yüreğimi,sinemi...
30 Kasım 2010 Salı
KOBRALARLA KOL KOLA...
29 Kasım 2010 Pazartesi
YANDIM EL AMAN....

Daha yolun başında heybemiz sırtımızda yanmaya niyetlenmişken daha güneşein kavurmasıyla ahımız duyulur oldu. Ahımız heyhula mız şimdiden göğü çatlatır sinemizi karartır oldu. Biz şimdi büyüdük ya kendimizi ilerlemiş gördük. Halbuki yolun başında heybemiz sırtımızda güneşin alnında kavrulur dururuz. Pergelin bir ayağı sabit kalıp diğeri merkezde döner ya biz iki ayağımızı sabitlemiş kalmışız. Ne HAK'tan aldığımızla hududa varabiliyoruz ne de merkez kaynağımızın etrafında mekik dokuyabiliyoruz.
Şimdi biz hani-sözde- hicrete çıkdık ya, biz hani şimdi yanıbaşımızdaki hakiki kıtmirlerleyiz ya, biz hani gecesi gündüzü olmayan hasbilerleyiz ya ne zannettin onların seni sırtında taşıyıp haslaştıracaklarını mı? Yoksa feyzlerinden nemalanmayı mı? Neydi senin düşüncen günahları işleyip O'na dair kurbiyetini ilerletmeden nasıl bu yolda mesafe alabilmeyi,yanmadan bu yolda yürüyebilmeyi düşündün?
Elenmek her adımda çok kolay yanmaktan vazgeçmek her adımında seni bekliyor. Her adımın sana dönebilirsin diyor. Bu yangına katlanmak zorunda olmadığını bu gözyaşlarının gereksiz olduğunu söylüyor. Her adımında yanan ocakları görüyorsun kavrulan kül olan kıtmirlere şahit oluyorsun. Suretinden aydınlık saçan siretiyle kavrulan gençler, cahitler görüyorsun!Sinesi çatlasa da etrafına ışık saçan küheylanlara şahit oluyorsun!
Peki sen kendini nerde buluyorsun?
Daha yolun en başında...
Gitmek mi kalmak mı kurbiyet mi gurbet mi? Sureten onlarla ama sireten çooooook uzaklarda olanlardan mı? Bedenen, cismen manen,ruhen, aklen,kalben yani tüm uzuvlarıyla ve melekelerinle onlarla mı olmak mı istersin? Her iki seçiminde de onlarla olabilirsin. Dönmemeye ahdettin. O gemileri çoktan yaktın. Ama gemileri yakmış olman FELAHA erdiğini ispetı değil ki! Burda olman gurbatta olman bir müjde değil ki!
Ey kıtmirliğe namzet, ey sadakatin, marifetin, ihlasın, kurbiyetin, cahitliğin, hasbiliğin, nasuhiliğin ve samimiyetin yolcusu. İman kaynağın, ihlas kanatların, aşınmayan abdlik de ayaklarına fer dizlerine derman gönlüne genişlik olsun!Sen kıtmirsin heybende sabır ve sebat azığın olsun. Yevbe ve inabe ile at adımlarını. Muhlisliğinle söndür yanan ocakları. Vedudluğunla aç sineni tüm muhtaçlara, Latif ol herkese karşı, kimse yanıltmasın, hele nefsin seni bu yolda aldatmasın!
Nefsinin yangınlarda çıkan sesine inat sen yanan ocaklara koşup kendini yakasın! Onun tüm acılarından sen zevk duyasın. Seni yolundan alacak tüm sesleri duymamak şiarın olsun. Sen onlarla ama onlarsız yürü bu kulluk yolunda. Bu sadakat imtihanında...
Sen ey KITMİR namzeti aksiyon adamı olasın!Sen ışığı hiç sönmeyen bir kandil olasın. Sen sonunda kül olup da Rabbine ulaşan bir abdal olasın.
Sen bu yoldaki insanlardan bir insan olasın!...
Daha seni bekleyen Bembeyaz bir kıta AFRİKA var unutmayasın. Daha yolun başında bu yangınlardan suretini yakma da ne! SEn sinesi yanık sureti gül açanlardan olasın! Heybendeki azığı tüketme, nerde kül olacağın belli değil. Vuslat ne vakit belli değil.
KITMİR namzetim RABBİM YOLUNDAKİ HASBİLERDEN EYLESİN...OCAK TUTUŞTURAN DEĞİL SÖNDÜRENLERDEN EYLESİN...
AMİN...
23 Kasım 2010 Salı
Sızıntılar...

Yine gözyaşları yine bir yürek burkuntusu yine dertler dünyasında kabz anları...
Yine Sensizlik yine SENSİZLİKTEN habersizler...
Sevdamızdan değil de davamızdan değil de kendimizden derdimiz yine...
Kabzlarımız Sana yaklaşamamaktan değil de birbirinden uzaklaşanlardan...
Dipsiz kuyulardaki ikametimiz
Marifetine olan yolculuğumuzdan değil de
Kullarının sergüzeştliğindendir...
Kıtmirliğimizle iki büklüm olamıyoruz Karunlar sardı dört bir yanı
Yankılanır her birinin nefsine mahkum sesi...
Bu kulaklar Sana meftunluğundan sağır olamadı
Bu diller Senin aşkınla lal olamadı
Bu eller Senin sevdan için kalkamadı
Şimdi bu yürek Senin huzuruna
Gelemedi vuslat yangınıyla
Şimdi bu kıtmir Senin huzuruna;
Firavunlaşan sesleri Yusuflaştırman için
Karunlaşmış benlikleri eritip Eyyubileştirmen için
Neronlaşmış sesleri Davudileştirmen için
Taşlaşan yürekleri Yakuplaştırabilmen için
Ruhsuz dünyalarında bataklıkta saplanmış kalan
Muhammedi ruhtan uzak şu kardeşlerimizi
Muhammedileştirmen için
Geldi Ya Rab...
Kabul buyur...
Bu Tende Bu Can

Bazen ruhumuz kabzla sarsilir. Bazen dipsiz kuyulara atilir. Bazen halkin içinde yapayalniz kaliriz.Rengarenktir her yer ama biz siyah beyaz fonlara burunmuşuzdur. Mutluluk ve yaşam seviçleri vardir her yerde ama biz sukuta ermişizdir bu vadide…
Ruhum dar geliyor beden elbisesine. İzdirapla inliyor bu gamsiz tende. Her bir
Uzvum direnmekte nefsime. Her biri isyan ediyor kendince... Her biri sebebine isyanda emanetcisinden sikayetci... ihanet var ama bu defa dis mihraklardan degil özunden bizzat içinden.
Bu kıtmir de çekti direniş bayrağını göndere. Teslim etmek yok ruhu tene. Onun açlığını onun susamışlığını gidermeden Rabbim ayırmasın bu bedenden. Beden aç kalsın ama ruh doysun, gönül doysun. Marifetinle hikmetinle kansın kana kana yansın... Rabbim Sen nasip etme bu ten de bu canın kaybolup gitmesini bu elbisenin şekil almamasını nasip etme. Sen bu nefsi terbiye edip de huzuruna gelebilmeyi şu kıtmire nasip eyle...
22 Kasım 2010 Pazartesi
seni sensiz yaşamak

Mendiline aşk düşer kar bakışlı dağlarda
Gözlerinde buz yanar dilenciler şahının
Ceylanlar su başında susuzluktan ağlar da
Anlarsın türküsünü bir ömürlük ahımın
Mendiline aşk düşer kar bakışlı dağlarda
Elinden seni içmek avare bir yıldızın
Uyutmak uykuları kör geceler boyunca
İki büklüm dururken başucunda sonsuzun
Kapanmak secdelere geldiğini duyunca
Elinden seni içmek avare bir yıldızın
Rakseder dudağında bedensiz kelebekler
Aşk değil mi cevabı çıldırtan bilmecenin
Bir sen kaldı geride, o hala seni bekler
Özlemiyle güneş ağlar döneceğin gecenin
Raks eder dudağında bedensiz kelebekler
Zamansız vurgun yürür kuşların kanadına
Ay ışığı gülemez, kapanırsa kapılar
Dalgalanan ben olurum, denizlerin adına
Sende bir rüzgar eser, beni virane kılar
Zamansız vurgun yürür kuşların kanadına
Utanır kaldırımlar gözlerimin renginden
Yürüdüğüm boşlukta gölgem hatıra kalır
Bir an gelirki kalbim firar eder kalbinden
Güneş karanlığa kızar, gökyüzünden usanır
Utanır kaldırımlar gözlerimin renginden
Kardan adam öpmez ki çöllerin dudağını
Deliler sultanıyım, hüzne diyet ödeyen
Gökler niye yazmamış gözlerinin çağını
Aşkı nerden bilecek bir kerecik ölmeyen
Kardan adam öpmez ki çöllerin dudağını
serdar tuncer
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
