ÖĞRETMEN ama bu torpaqlarda MÜELLİMELİKDİR vazifem...






22 Kasım 2010 Pazartesi

seni sensiz yaşamak


Mendiline aşk düşer kar bakışlı dağlarda
Gözlerinde buz yanar dilenciler şahının
Ceylanlar su başında susuzluktan ağlar da
Anlarsın türküsünü bir ömürlük ahımın
Mendiline aşk düşer kar bakışlı dağlarda

Elinden seni içmek avare bir yıldızın
Uyutmak uykuları kör geceler boyunca
İki büklüm dururken başucunda sonsuzun
Kapanmak secdelere geldiğini duyunca
Elinden seni içmek avare bir yıldızın

Rakseder dudağında bedensiz kelebekler
Aşk değil mi cevabı çıldırtan bilmecenin
Bir sen kaldı geride, o hala seni bekler
Özlemiyle güneş ağlar döneceğin gecenin
Raks eder dudağında bedensiz kelebekler

Zamansız vurgun yürür kuşların kanadına
Ay ışığı gülemez, kapanırsa kapılar
Dalgalanan ben olurum, denizlerin adına
Sende bir rüzgar eser, beni virane kılar
Zamansız vurgun yürür kuşların kanadına

Utanır kaldırımlar gözlerimin renginden
Yürüdüğüm boşlukta gölgem hatıra kalır
Bir an gelirki kalbim firar eder kalbinden
Güneş karanlığa kızar, gökyüzünden usanır
Utanır kaldırımlar gözlerimin renginden

Kardan adam öpmez ki çöllerin dudağını
Deliler sultanıyım, hüzne diyet ödeyen
Gökler niye yazmamış gözlerinin çağını
Aşkı nerden bilecek bir kerecik ölmeyen
Kardan adam öpmez ki çöllerin dudağını

serdar tuncer

20 Kasım 2010 Cumartesi

BULDUKLARIM


Aradıklarımla oyalandım bir zaman... Ve aradıklarımın bulmam gerekenler olup olmadığını bilemedim. Aradığım ne idi..? Ne için her seferinde bulunduğum yerden farklı bir yerin farklı insanların farklı mekanların arzusundaydım...
Farkındayım bulduklarımın aslında aradıklarım olduğunu... Beni arayışa sevkedenin NEFSİMİN dizginlenmemiş sesi olduğunu anladım... Bulduklarımdan memnun değilsem bu arzumun farklı olmasından değil nefsimin sırtına bir çuval geçmesinden...
Arzum hakikatte Allah rızası ise
Arzum hakikatte nefsimi terbiye etmekse
ARAMIYORUM artık vazgeçtim!Bulduklarımla marifeti kazanma, hikmetini anlamak gayem. Artık bulamadıklarım bahanem olmayacak. Artık kovalamak değil işim kaçtıklarımın heabını vermek olacak. Ya Rab Seni bulduklarımla bulmalıyım. Çoğumuzun kaybettiği nokta bulduklarında SENİN olduğunu unutup aradıklarının olduğunu zannetmesi...Aradığım SENSİN YA RAB... Gelenlerde Sen den geldiyse varsın bulduklarım hoş gelmesin şu kıtmire varsın ağır gelsin cılız yüreğime... Gelenin Sen den olduğunu unutmayıp rızana bulduklarımla ulaşayım da.. Seni bulayımda Seni kaznayım da...

19 Kasım 2010 Cuma

HASBİHAL

Bayramı aileyle geçirmek mi hakiki bayram?!
Vuslat dünyalık sevgilerden mi ibaret?
Dertlerimiz hep dünyalık mı?!
Burukluğumuzun kaynağı ne?
Kabzımızın bastı neyle oluyor?
Kurbiyette nerdeyiz?
Sevgilerimizde ve vazifelerimizde ne derece samimiyiz?
Beklentimiz var mı bu dünyadan?
Kulluğumuz yeterli mi?
Biz kendimiz miyiz?...

Davaya Duyulan Sevgi


Uzaktakine ve gelecektekine duyulan sevgi daha yücedir yakındakine duyulan sevgiden; davalara ve hayallere duyulan sevgi daha yücedir insanlara duyulan sevgiden diyor Nitche...
Hayalime duyudğum sevgi ve inanç getirmiştir beni buralara... Neler gelmiyor ki başımıza ne veliler üşüşmüyor ki başımıza, ne kardeşler kalleşlik etmedi ki zamanında, ne hislerimizden vaz geçmedik ki bu yolda... Kaç vakit boş kaldık ki kaç vakit kendimizi dinleyebildik ki, kaç vakit bizi dinleyen birini bulabildik ki, kaç zaman hakiki dostlara yarenlere nail olabildik arayacak kadar vakit bulabildik ki... Hiç biri olmadı belki ya da çoğusu başımızdan eksik olmadı...
Bu yolda ne insanları gördük ki. Nasıl insanlarla muhatap olduk ki... Nasıl insanlar bizi kabzlı gecelere hapsettiler ki?!Nasıl insanlara bağrımızı açtık ve bağrımızdan hançeri sapladılar ki! Kaç yara yaren deyip kaç defa yarıyolda bırakıldık ki...!?
Şimdi bütün bu başına gelenleri bu başından eksik olmayan müsebbipleri düşün seni en ifrit gecelre hapsedenleri düşün seni bukağılarla kuyularda yapayalnıız bırakanları düşün... Gecelerde haykırıp ağlayarak uyandıranları düşün. Gündüzünü de geceye çevirenleri düşün... Hepsini düşün...
Sonra da Rabbine şükret ve o insanlara teşekkür et... Siz benim HAYALLERİME ulaşmamda birer ateş kaynağımdınız. Siz benim hamlğımın olgunlaşmasında ateşimdiniz. Siz bu elekten şimdiye kadar elenmememde, sımsıkı DAVAMA sarılıp insanlardan kopmamda ana sebeptiniz...
Benim insanlara değil köprülere değil vesilelere değil de SADECE ve SADECE hedefime kilitlenmeme vesile sizdiniz. Siz Rabbimle hakiki vuslata gidene değin Rabbimin sadakat imtihanlarıydınız(hala da öylesiniz). Size vesileliğinizden dolayı müteşşekkirim... Siz bir kıtmirin olgunlaşmasına pişmesine (ki hala pişemedim) vesilesiniz...
Ama RABBİM SENİN KUDRETİNLE O İNSANLARA TAKILMADAN O MÜSEBBİPLERE KANMADAN ONLARI HER DAİM GEÇEBİLMEYİ NASİP ET!
Rabbim sen haylleriimizi HAK hayal yap. Sen o hakiki iman yolunun hakiki yolcusu yap! Müsebbiplerimize de hidayet nasip eyle... Biz onları da seviyoruz. Biz senden gelen her tadı seviyoruz...

28 Ağustos 2010 Cumartesi

HASRET


Yıllar geçiyor ve ben yine aynı gün gibi özlüyorum…

Yuvamdan ilk ayrıldığım günlerde demiştim ki alışacaksın aylar geçecek alışacaksın…

Günler, haftalar, aylar, yıllar geçti ama bak yine bu ayrılık sabahımda dakikalar geçmek bilmiyor…

İnsan her şeye alışıyor doğru... Geldiği yere, zamana, insanlara, eşyalara… Ama geldiği yeri ne unutabiliyor ne de yuvasına olan özlemini… Yine gurbet sabahımda 5 sene önce olduğu gibi kapkaranlık bir sabah ve kabz dolu bir yürekle açıyorum gözlerimi… Okuyorum, geziyorum, konuşuyorum unutmak hüznümü anımsamamak için ama zihnimi aldatabilsem de yüreğime söz geçiremiyorum… Ve artık pes edip fotoğraflara bakıyorum… Ve yine fotoğraflar da ağlatırmış diyorum…

Keşkeyle değil benim mazim iyikilerle dolu… İyi ki bu yaz şunları yapmışlarımla iyi ki bir güzel dinlenmişlerimle iyi ki hep ailemle gezmişlerimle dolu… Şimdi de keşke demiyorum. Ne işim var burada demiyorum. Neden geldim ki yi aklımdan geçirmiyorum. Yine yeniden iyiki geldim hicret diyarıma diyorum… İyiki böyle bir hicrete mazhar olmuşum diyorum. İyiki böyle bir diyarda yeniden müellimeyim diyorum. Ama özlem benim semerimmiş yeni anlıyorum…

Bu mübarek semer anladım ki bir ömür benimle. Bu seyyah ruhtan ben vazgeçemeyeceğime göre. Bu kalp de yuva özlemiyle her daim yanacağına göre… Bana yurt dışında müellimelik nasip olduğuna göre… Anamın atamın bütün varlığı arkamdayken duaları her an benimleyken sevgileri özlemlerini tereddütsüz hissederken ve ben bu yola baş koymuşken… Elbette bu özlem benim semerim olacak. Elbette ben özlemimden vazgeçmeyeceğim. Gurbette vatan ve yuva hasretiyle yanacağım… Kül olup dağılacağım. Ama yine de bu diyardan dönmeyeceğim. Vazgeçmeyeceğim…

Rabbim O’nun yolunda O’nu anlatabilmeyi ve O’nun rızasını kazanıp O’nun rızasının peşinde olan nesiller yetiştirebilmeyi ve en son O’nun yolundayken şehit olabilmeyi şu cılız yürekli kuluna nasip etsin…

AMİN

26 Temmuz 2010 Pazartesi

VUSLAT

Ey dost izin var mıdır gayri vuslatı yaşamaya! İznin var mıdır gelmeme huzuruna! İznin var mıdır yine yeniden tek yârin olmama… Senden ayrılanın bilirim ben olduğunu. Bunca gurbeti yaşatanın da ben olduğunu. Bunca zamnadır ne elime aldığımı ne dilime aldığımı her aklıma düşüşün de aklımdan savdığımı bilirim. İhanetim yoktur sana bilesin. Bulamadım bu arayışta beni benden daha yakın tanıyan senden daha hayırlısını. Evet itiraf ediyorum mesleğimle beraber bir değişim yaşadım bıraktım seni. Sana en büyük vefasızlığı ettim. Ve aylar sonra seni elime aldığımda…İşte o an anladım dargınlığını. Yazmıyordun götürmüyordun almıyordun beni kabzlardan.. Tuttum elinden ama sen bırakmıştın çoktan. Sımsıkı sarıldım sana Sen varsın dedim ama sen yoktun benim vefasızlığımla sen çoktan sükuta ermiştin.
Şimdi ey dost yine aylar süren ayrılıktan sonra belki yüzsüzce belki sessizce yine kapındayım. Belki neye yarar diyeceksin belki anla artık diyeceksin. Bitti sözüm yok artık sen gibi vefasıza lal oldum sesim çıkmaz diyeceksin… Olsun ben senin yine yazan elin olmak için yine konuşan dudakların olmak için ve canım sözlerinin bestecisi olmak için yine yeniden boynu bükük talibiyim.
Ey dost! Bu kadar yazmakla bile bana o kadar ümit verdin ki. Gel gönül kapımdan yine hiç fark ettirmeden. Ama ben fark ederim seni. Elime aldığım kalemden bilirim seni. Yazdıklarımdan daha doğrusu senin fısıldadıklarından bilirim geldiğini. Ve şimdi de hissediyorum yine bekliyor ve senden vefa beklemiyorum artık diyorsun.
Sen diyorsun ki: Zira bu ayrılık da ben doluyorum boşaltanım yok mürekkebimden bir damla alanım yok. Gözyaşlarımı akıtsam alacak bir kâğıt yok. Bazen kuruyorum boşalmadan eline alıp da sallayanım yo, tuşlara mahkûm oldun ruhuna üflediğim canın da yok. Bırak gayri bu esareti dedim kaç kere dinleyen mazlum yok. O mazlum çoktan benim zalimim olmuştur haberi yok! Zulmü beni anmamak. Anıp da sükutunu bozmamak içindeki o duygu seline kendini kaptırmamak. İnkar etmek inkar ettikçe de beni boğmak..
Diyorum ki seni boğamam. Seni boğazlayamam. Sen bu canı candan iyi bilirsin ama yine de bil Ey Can! Kusurluyum, vefasızım, kabzdan çıkamamış ama her daim bastta görünen bir esirim. Zalim olduysam affet ben kendini mazlum sanan bir yalancıymışım, gel ne olur bitirelim şu gurbeti yaşayalım artık vuslatı. Zahirde yaşadım çoktan kavuşmayı ne olur batında da yaşayalım bu sevinci. Tüm zerrelerimiz hissetsin memleket hasretini. Sen dargın olunca hissedemiyor biliyorum bir yanım bu kavuşmayı,sen de gel ey dost birlikte yaşayalım bu diyarda bu coşkuyu. Benim bir adımım biliyorum ki senin adımlarındır. Affet şu küçüğü… Affet şu küçüğünü…